Marie Curie

Onu “Marie Curie” adında bir Fransız bilim kadını olarak okuduk, tanıdık ama 1867’de memleketi Polonya Rusya İmparatorluğu toprakları içinde olan Curie, Polonya asıllı bir kimyager ve fizikçidir. Rus işgali altındaki Polonya’da sıradan ve yoksul bir fizik öğretmeni olan babasının yönlendirmeleri ve öğrettikleri Curie ve kardeşlerinin bilime büyük ilgi duymalarını sağladı. Fakat o yıllarda, birçok ülkede olduğu gibi Rusların işgali altındaki Polonya’da da kızların bilimsel alanlarda eğitim almaları olanaksızdı. Düşünebiliyor musunuz, sadece yüz otuz yıl önce kadınlar Avrupa’nın birçok ülkesinde fizik, kimya, biyoloji, tıp gibi alanlarda eğitim alamıyorlardı…

 

Gençlik yıllarında yaşadığı Varşova, Rus Çarı II. Aleksandr tarafından yönetiliyordu. Ülkedeki eğitim sistemi nedeniyle üniversite eğitimi almak isteyen kadınların teknik eğitim görmek için  yurtdışına çıkmaları gerekiyordu. 1891 yılında Paris’teki ablasının yanında eğitime başladığı zaman hedefi öğretmenlik diploması alıp Varşova’ya dönmekti.

Bilimsel çalışmalarıyla çığır açan Curie, dünya tarihinde Nobel ödülünü alan ilk kadın, bu ödülü iki kere alan ilk bilim insanı olmuştur. Bilim dünyasının erkek egemen sistemine karşı mücadelesinden, çalışmalarından ve azminden asla vazgeçmeyen Curie, tüm engellere rağmen 1903 yılında Nobel Fizik ödülünü, 1911 yılında ise Nobel Kimya ödülünü almıştır. Toryumun radyoaktif özelliğini bulup, radyum elementini ayrıştırdı. Aynı zamanda radyoloji biliminin kurucusudur ve hatta bu uğurda yapmış olduğu çalışmaları sırasında radyoaktif ışınlara yoğun bir şekilde maruz kaldığı için kansere yakalanarak, bilim uğruna yaşama veda etmiştir. 

 

Başarılarından dolayı mezarı, Fransa’nın ulusal anıt mezarı olan Panthéon’a taşınarak onurlandırılan ilk kadın oldu Marie Curie. Paris’i ikiye ayıran Sein Nehri’nin güney yakasında bulunan, bir yanında Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi diğer yanında Sainte Genevieve Kütüphanesi’nin yer aldığı Pantheon’unun kubbesinden dünyanın kendi etrafında döndüğünün ilk deneysel ispatı olarak kabul edilen, Fransız fizikçi Leon Foucault’un sarkıttığı 67 metrelik sarkaç yer alıyor. Fransız Devrimi sonrasında Fransız entellektüellerinin gömüldüğü bir anıt mezar halini alan bu yapı, fikir ve yaşam özgürlüğünü, direnişi ve mücadeleyi sembolize etmesi bakımından Marie Curie için seçilebilecek en anlamlı yer olsa gerek.

Yaşarken ve ölürken mücadele içinde kalabilmek ümidiyle!